Bazı kitaplar vardır, ilk sayfadan itibaren sizi etkisi altına alır,kendi dünyasına çeker,kitabın etkisi sadece onu okurken değil; sonra da devam eder.Sizi dünyadan bir süreliğine koparacak,her sayfada yepyeni bir dünya inşa etmenizi sağlayacak kitaplar arıyorsanız bu liste tam size göre.

1.Stefan Zweig – Bilinmeyen bir kadının mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır.

Bir solukta okuyup bitireceğiniz bu kitaptan sonra ‘aşk bu mudur’ diye sorarken buluyorsunuz kendinizi.Son sayfayı okurken ‘lütfen burda bitmesin’ dediğimi hatırlıyorum.Hüzün ve tutkunun ustaca işlendiği bu eseri tavsiyelerimin başına koyuyorum.

 

2.Agatha Christie – On küçük zenci

Her birinin gizledikleri ve korktukları sırları olan on kişi, Zenci Adası’ndaki ıssız bir malikâneye davet edilirler. Ancak malikâneye giden grubu bir sürpriz beklemektedir, ev sahibi ortalarda yoktur.Geçmişlerindeki karanlık sırlardan başka hiçbir şeyleri olmayan bu insanlar adada mahsur kalmışlardır.O sırada malikaneden bir ses yükselir…

Her anında gerilim ve gizem dolu bir kitap olan on küçük zenci ,sonu ile de bütün okurları şaşkına uğratmış ve bir kez daha yazara olan hayranlığımın haklı gururunu yaşamamı sağlamıştır.Bir solukta okuyup tadına doyamadığım için defalarca raftaki yerinden ettiğim bir kitap.Okurken sonunu tahmin etmeye çalışmayın, edemezsiniz.

 

3.Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi

“Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.”

Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk’un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor…

1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, “Masumiyet Müzesi”, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.

Masumiyet Müzesi’ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Kitabı okurken Kemal’in aşkını kıskanmaktan Füsun’a hak mı vermeliyim yoksa ona kızmalı mıyım karar veremedim.Kitap beni o kadar içine çekti ki yer yer Sibel olup Kemal’e küstüm saldırganlaştım,yer yer Kemal olup aklımın kırmızıyla işaretli sokaklarında Füsunu’u aradım.Günlük telaşımdan kaçıp Kemal’in telaşına ortak oldum.Masumiyet Müzesi’nin sahiden var olduğunu da söylemem gerek.Elbette kurgusal bir kitap ancak müzeye gidip Füsun’un dudaklarına değen 4213 sigara izmaritini gördüğünüzde anlıyorsunuz kurgunun gerçeğe en yakın olan tarafını.

Müzeden birkaç görsel eklemek istiyorum

 

 

4.Adam Fawer – Olasılıksız

BİTİRMEK İÇİN YARINI, BAŞKASINA ANLATMAK İÇİN BİTİRMEYİ BEKLEMEYECEKSİNİZ.
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi?
Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?
Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?
Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz?
Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman..

5. Gülseren Budayıcıoğlu – Kral Kaybederse

Avına av olan bir avcının hikâyesi… İnsanoğlu ilk çocukluk yıllarında yaşadıklarından çok etkilenir. Henüz tam ortaya çıkmamış bir heykel gibidir o; hayat da onu ince ince şekillendirmeye çalışan usta bir heykeltıraş… Alır eline keskiyi, usul usul oyar. Ama bazen keskiyi öyle bir savurur ki, bir parça kopuverir ve o parçayı bir daha kimse yerine koyamaz. Kendini hep dorukta görüyor ve asla aşağı düşmeyeceğini sanıyordu. Ama bir gün hayat elindeki keskiyi ona da savuruverdi ve onun da koptu yüreği… Oysa pek çok kadının gönlüne taht kurmuş bir kraldı o… Uzun süre ne kendi inandı tahttan indiğine, ne de kadınlar. Ama bir şeylerin değiştiğini yine de ilk hisseden kadınlar oldu; ona yıllarca köle gibi itaat eden kadınlar…

Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun,üç hastasına(Fadi-Fatoş,Kenan Baran ve Handan) verdiği seanslardan oluşan gerçek bir hayat hikayesini kaleme aldığı bir terapi kitabı.Muhteşem bir roman.Gerçek bir hikaye olması da içinden çıkarılacak derslerin ve dertlerin bir o kadar sağlam ve gerçek  olmasını kolaylaştırıyor.Kenan Baran’ın,kendisini ibret olarak gösterilmesi için yazılmasını istediği,Gülseren Budayıcıoğlu’na olan maddi manevi borçlarına karşılık yazılmasını istediği bir kitap.